Fahreneit 451

Adını kağıdın yanma derecesinden alan Fahrenheit 451, adlı kitaptan uyarlanan bu film aslında otoriter-totaliter bir devlet modeli üzerinden kitaplara olan ihtiyacımızı ve inancımızı sorgular.Filmde Guy Montag’ın da içinde bulunduğu distopik dünyada sorgulama ve ihanet için üst düzey önlemler alındığını görüyoruz.Sorgulama için itfaiye görevlileri her gün devletin düzenlemiş olduğu bir hafıza ilacı alıyorlar.İhanet için ise görevliler evlerinde ,bir nevi yalnız değiller, üzerinde ses ve kamera sistemi bulunan ve aldığı sinyalleri diğer yöneticilere aktaran cihazlar(yuxie) bulunmaktadır.Bizim dünyamızda ise sorgulamak için kitaplar,engellenmek için ise teknolojik aletler var.Filmdeki hafıza ilacı ise bizim tüm hayatımızın merkezinde oturan teknolojik birçok cihazı temsil etmektedir.İhaneti engellemek için ise bu cihazların insanları kendine bağlayan sesleri,görüntüleri ve işlevleri var.Tıpkı filmde olduğu gibi bu cihazlar insanları kitaplardan ve dış dünyadan tamamen soyutlayıp kendi içine hapsetmek istiyor.Filmde bulunan kitap halkı ellerinde kalan kitapları korumaya ve hafızasında tutmaya çalışıyor.Bu durumda günlük yaşantımızdan geleneklerimiz ve onları tutmaya çalışan insanlar örnek verilebilir. Çağdaşlaşmak ile teknolojiye bağımlı hale gelmeyi birbirine karıştıran kişiler örnek verdiğimiz insanları yeniliklere kapalı ve geri kafalı olarak adlandırırlar.Oysa her kitaptan ulaşacağımız bir bilgi ,teknoloji hayatımıza girmeden önceki hayatımıza dair bir anı içerir.Guy Montag’ın filmde babasını hatırlamak için eski eşyaları incelemesi de aynı şeydir.Hafızasında canlanan kimi sahneler onu devletin otoriter yapısı üzerine şüpheye düşürmeye de yetmiştir.Bu şüphe ile kitap yakmak için gittiği bir yerde kitapları ile kendini yakan bir kadını görmesi, ona kitapların içinde neler yazdığını hayli merak ettirmiştir.Sonrasında Clarisse ile tanışması ve gittiği yerlerden kitaplar alıp okumaya başlaması onu tekdüze yaşamından çıkarmıştır.Gerçek hayatta da kitaplar yaşamımızı tekdüzelikten çıkardığı gibi, bir şeye körü körüne inanmamızı engeller. Filmde kitapların yakıldığı sahnede de koca bir kütüphanenin , belki de milyonlarca bilginin kül oluşunu ve oradaki kadının “Beni de kitaplarımla birlikte yakın.” demesini seyrediyoruz.Bu sahnede bir insanın hiç olarak yok olmaktansa ,inandığı fikir üzerinden ve kendi iradesi ile yok olmasının verdiği huzuru görebiliriz.Kısacası filmdeki işlenen tema ve sahneler oldukça etkileyici ve uyandırıcıydı.