info@okuyanbilir.com

HUZUR

Ahmet Hamdi Tanpınar’ın meşhur romanı, 1948 yılında tefrika olarak yayımlanmaya başlayan, ardından 1949 yılında kitap haline getirilen, tabiri caiz ise huzurun vuku bulmadığı bir garip roman “huzur”. Yazarın ikinci eseridir. ilki 1944 yılında tefrika olarak yayımlanan, 1975’de kitap hüviyeti kazanan, Ahmet Hamdi’nin nehir romanlarının ilkini oluşturan “Mahur Beste”dir. Bu nehir romanların ikincisi olan “Huzur” romanından, konusundan biraz bahsedelim.

Romanda ele alınan temel konu arada kalmış bir neslin yaşadıklarıdır. Doğu-Batı, islam, dil gibi birçok konuda yaşanan çatışmaları bir arada görebileceğimiz bu roman, inanması güç fakat yalnızca bir günü anlatıyor. İkinci dünya savaşının başlama haberi yayılmadan önceki son günü… Baş kahramanımız Mümtaz edebiyat mezunu, kültürlü, musiki-edebiyat gibi sanat dallarını yakından tanımış ve bunlarla etkileşim içinde bulunmuş, kitaptaki bir diğer karakter olan Nuran’a aşık bir gençtir. Bir de yine Nuran’a aşık olan bir diğer karakter Suat bulunuyor. Kitap, olduğu itibariyle hemen hemen tüm olaylar bu üçlü arasında geçiyor desek yeridir. İki apayrı kişiliğin aynı kadına aşık olmaları bizim burada her aşkın ıstırap ve çilesinin ayrı ayrı olduğunu görmemizi sağlıyor. Mümtaz bu üçlü arasında duygusal yönü en ağır basan karakterimizdir. Onun böylesine duygusal olarak yetişmesinde çevrenin ve yaşadığı olayların etkisi büyüktür. İhsan’ın sağlık durumundaki değişmeler, anne babasını kaybetmesi yaşamını toplayıp göç ederek İstanbul’a sermesi gibi üst üste gelen olaylar silsilesi Mümtaz gibi halihazırda doğal yapısında da duygusallık olan bir gencin omuzlarına tahmin edebileceğimizden daha ağır yükler bindirmiştir. Bunları bu duygular aşk ile de birleşince Mümtaz epeyce kaybolmuştur. Bunu onun şu sözleriyle daha rahat kavrayabiliriz. “Vücutlarımız birbirimize verebileceğimiz en kolay şeydir. Asıl mesela birbirimize hayatımızı verebilmektir. Baştan aşağıya sadece bir aşkın olabilmek, bir aynanın içine iki kişi girip oradan tek bir ruh olarak çıkabilmektedir.”der. Belki de burada bir bütün olmaktan kastı sürekli birilerini, hislerini, anılarını, geçmişini kaybetmeye artık katlanamamasındandır. Kim bilir? Hazır karakterlerin iç dünyalarına iyice değinmiş iken söylememiz gereken bir önemli nokta daha vardır. Kitabı okuyanlar kitapta unuttuğumuz bir karakter daha vardır derler. Bu karakter İstanbul’dur. Öyle güzel, içten, kalplere değinen bir şekilde tasvir edilmiştir ki İstanbul, bazı okurlar romandaki olayların, romanın yalnızca İstanbul’u anlatmak için bir bahane olarak yazıldığını bile öne sürerler. Öyle midir bilinmez lakin “Huzur” tam anlamıyla eksiksiz noksansız bir İstanbul romanıdır. Fakat şunu da belirtmeden geçmemeliyiz ki Mümtaz İstanbul’un yerlisi değildir. Sonradan göçmüştür buralara. Bunu da kendisi şöyle dile getirir. “Kendi kendime biz gurbetin insanlarıyız diyorum. Mesafelerin terbiye ettiği insanlar…”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir