info@okuyanbilir.com

Kolera Günlerinde Aşktan Korona Günlerinde Eğitime-2

“Klasik, söyleyecek sözü hiç bitmeyen bir kitap demektir.” der Küba doğumlu, adından da anlaşılacağı üzere İtalyan yazar “Italo Calvino”. Bir hayli kitapsever olan Calvino’yu bir çoğumuz Türkçe’ye çevrilen diğer şahane eserlerinden açık ara farkla “Klasikleri nasıl okumalıyız?” adlı başyapıtından tanıyoruz. “Hala okuyabileceğim kitapların var olduğunu bilmek hoşuma gidiyor.” diyen, bu tabiri caiz ise “kitap düşkünü” yazarımız, okuma aşkını aşılama çabasının yanı sıra bizlere okuma tüyoları da vermekten geri durmuyor. Calvino bütün bir başlık altında küçük parçalara ayrılarak bu konuyu derinlemesine inceliyor. Biz bunlardan yalnızca üç bölümü tek bir bütün olarak ele alıp inceleyeceğiz.  “Klasik, ilk okumada verdiği keşif duygusunu her yeni baştan okumada veren kitaptır.” Rus yazar Ivan Turgenyev’den Babalar ve Oğullar’ı veya Stendal’ın Kırmızı ve Siyah’ını kimler okudu diye bir soru yöneltsem kaçınızın parmaklarını havada asılı görebilirim? Bir çoğumuz klasikleri yalnızca isim itibari ile bilmeyi kafi görüyor. Öyle ki bazen okumaya bile ihtiyaç duymuyoruz. Fakat Calvino bu duruma hep yepyeni bir bakış açısı getirerek; klasikleri bir defa okumanı zaten zorunlu olduğunu, önemli olanın iki veya daha fazla okunması olduğunu öne sürüyor. Her okumada kitaptan öğrenebileceğiniz yeni bilgiler olduğu için onlara diğerlerinden farklı olarak klasik demeyi seçtiğimizi söylüyor. Calvino’ya göre her okumada öğretecek bilgilere sahip olduğu gibi her okumada şaşırtmalıdır da klasikler. Her seferinde, istisnasız her yüzyılda çevresinde durmadan eleştirel söylemlerden oluşan koca bir bu toz bulutuna yol açan ama her seferinde de bu toz taneciklerini başarıyla silkip atan yapıttır. Bize illede o güne değin hiç duymadığımız yepyeni bilgiler öğretmeleri gerekmez.  Bazen istisnasız aklımız ermeye başladığından beri, daimi olarak duymaya alışa geldiğimiz şeyler söylüyor olsalar da onları farklı kılan söyleyiş tarzlarıdır; üslupları, hitap ediş biçimleridir.     Giderek tüm evrenle eşdeğer bir niteliğe, eski yüzyılların tılsımları ile aynı düzeye erişen bir yapıta denir klasik. Klasiklerin bu tanımı da bizleri Fransız şair Stèphane Mallarmè’nin düşlediği türden, gelmiş geçmiş tüm kitapların toplamına eşdeğer olan bir “tüm kitap” kavramına yaklaştırır. Onlara verdiğimiz zaman anlamak adına ayırdığınız vakit de önemlidir. Özelliklede güncel durumumuza bakmak gerekirse hayatlarımız askıya alınmış bir durumda desek yeridir. İşte bizleri kendimize yatırım yapmamız için koca bir fırsat. Bu vakti klasikleri okuyup bitirmeyi fırsat olarak görmeden koca bir boşluk haline getirebiliriz. Elbetteki hepsini bitirmek gibi olağan dışı bir hedefle kendimizi yormamıza da gerek yok. Dinlenmeye de klasikleri de çokça vakit var. O yüzden global anlamda görmediğimiz şeylere karşı gözden kaçmayacak kadar büyük bir savaş verdiğimiz, dışarıyla temasımızın mümkün olduğunca az olması gereken şu günlerde yalnızca  bir cümle söylemek konuyu toparlamak adına mantıklı olacaktır: “Evet de kal, kitapla kal, Türkiye.”                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                              İlayda GÜLŞEN  

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir