info@okuyanbilir.com

Momo

Kimsenin bilmediği bir yerde, bilinmeyen bir zamanda, kimsenin bilmediği başka bir yerden gelip herkesin hayatına gird.i Evet, onun adı Momo’ydu ve kendisi koymuştu.  Kaç yaşındaydı, ne zaman doğmuştu bilinmese de insanlar hatırladıkları en eski anıdan beri onun var olduğunu söylüyorlardı. Dünya mutluyken de, dünyanın renkleri solup gittiğinde de vardı. Söylüyorum ya, Nicole o harabeyi Momo için süslerken, Beppo sokaklarını temizlemeyi çok severken, Gigi’nin hikayeleri hala değer görürken, dünyanın mavisi hala mavi, yeşili hala yeşilken ve elbette duman adamlar o diyarlara daha hiç uğramamışken…

Duman adamlar kendilerini tasarrufçu olarak tanıtan o ürpertici hırsızlar. Çaldıkça güçlenen, grileşen ve hep daha fazlasını isteyen, sevgi nedir bilmeyen o hırsızlar. Ve onlara çoktan kapılıp gitmiş, önceden mutlu şimdiyse zavallı o insanlar. Öyle ya, daha çok para kazanıp daha çok harcıyorlardı fakat yüzleri asıktı, yorgun ve keyifsizlerdi. Gözleri dostça bakmıyordu hiçbirinin. Bu anı kaçırmamak, boşa harcamamak içip çabalayıp dururken geçmişlerini harcıyor, geleceklerini yok ediyorlardı. Sahi ya, an diye bir şey yoktur; ya geçmiştir o ya gelecek.

İşte böyle, dünyanın renklerinin çalındığı; yeşilin, mavinin, pembenin griye çaldığı o günlerde Momo bir yığın hayal ve birkaç düşünce ile insanların ömürlerini tüketerek var olan duman adamları yenmek, zaman çiçeklerini solmadan sulayabilmek için yaptı her şeyi. Bazen bir gün geçti sandı Momo, geçen zamanın bir yıl olduğunu fark etmeden. İşte zamanın bu garip kısalığı ve uzunluğu o saat içinde yaşanan olaylara bağlıdır çünkü zaman yaşamın ta kendisidir ve yaşamanın yeri yürektir. Nasıl gözleriniz görmeye, kulaklarınız duymaya yarıyorsa, insanın yüreği de zamanı algılamaya yarar. Kör biri gökkuşağının renkleri ve sağır biri için kuş sesleri nasıl boşunaysa, yürekle algılanmayan zaman da öyle boşa      gider,    kaybolur. Ama ne yazık ki düzgün atmasını bildiği halde kör ve sağır olan nice yürekler vardır. Yaşamak fedakârlık gerektirirdi, yaşatmak ise çok daha fazlasını… Usta Hora işte bunu yaptı. Zaman çiçeklerini yaşatmak için çok daha fazlasını…  Bütün bu olanlar geçmişte olup bitmiş gibiydi aslında, yaşanan her şey   gelecekte de olabilirdi oysa. Ama görüyoruz ki şu an elimizde ne geçmiş var ne de gelecek. Sahip olduğumuz tek şey yaşayabildiğimiz bu an yaşamak. Yaşatmak çok fazla fedakârlık gerektirir.

Neden Duman Adamları yenerken yapılan fedakarlığı biz bu virüsü yenmek için yapmayalım? Neden evlerimizde kalarak sevdiklerimizi korumayalım? Neden bu günümüze sahip çıkarak geleceğimizin daha güzel olacağını ummayalım?

Daha güzel günlerde görüşmek üzere, sağlıcakla kalın!

                                                                                                                                                                                                                             Elif Beyza DEMİREL   

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir