info@okuyanbilir.com

TUTUNAMAYANLAR

TUTUNAMAYANLAR

Tutunamayanlar Oğuz Atay tarafından yazılmış postmodern bir romandır. Eserde genel olarak bilinç akışı tekniğinden yararlanmıştır.
Roman, pek çok eleştirmen tarafından Türk dilinde yazılmış en iyi roman olarak görülüyor. Roman, 1970 yılında TRT Roman Ödülü’nü kazanmıştır. Eser zengin dil ve anlatımından dolayı yalnızca birkaç dile çevrilebilmiştir. “Het leven in stukken” olarak Flemenkçe’ye çevrilen eser, çevirmenine ödül de kazandırmıştır.

“Hayatlarıyla yanlış olanların ölümleriyle doğru olmalarına imkan var mıdır ?” (Sayfa 162)

"Seni tanımadan önce ağaçların çiçek açtığı ve yaprak döktüğü mevsimleri hep kaçırırdım derdi."

“Bir silgi gibi tükendim ben.Başkalarının yaptıklarını silmeye çalıştım:mürekkeple yazmışlar oysa.Ben kurşun kalem silgisiydim, azaldığımla kaldım.”

“… Eller boşta kalıyor,tutunamıyorlar toprağa Anlatamıyorlar anlatılmayanı Anlatmak gerek: düşman sarmış her yanı Oysa,mesela Selim Işık Anlatmadananlaşılmaya aşık Böyle adama (Darılma ama) Yaklaşmaz hiç bir güzellik Doğduğu günden beri kalbinde bir delik Almak için bütün sızıları içine …”

METAFORLAR

“…ben, senin vicdan azabınım.” (Sayfa 25)
Burada Turgut’un kendini Selimin bilinç altındaki korkuları,yüzleşmeye cesaret edemediği tabuları ve o tabu ve bilinç altının ‘Tarzanı’ diye belirtmesi; Selim’in sosyal yaşantıdan uzak oluşunu,hayat gayelerine yan gözle bile bakmayışını, gündelik yaşamda normal karşılanan olayların Selim açısından büyük sorunlar yarattığını anlatıyor.Kısaca Selim’in Tarzan’la savaşını anlatıyor..

 

“…çünkü o hiç unutmazdı.” (Sayfa 281)
Burada ise Selim’in bizlerin belki gülüp geçeceği,kaybolan çorabın teki kadar dert etmeyeceği şeyleri onun için büyük bir problem olduğu belirtilmiş.Zaten sayın okur,Selim’in hayata tutunamayaşı bize benzemeyişinden değil miydi ?

“…hiçbir zaman pastanedemuhallebicidekızlabuluşupgözlerininiçinebakarakonahayatınıanlatanerkeklerdenbiri olmayacağına yemin etmişti.” (Sayfa 348)
İşte Selim Işık bu cümlesi ve ardından söyleyeceği “Sahte olmaktansa yaşamamak daha iyidir” söylemiyle kendini biz ve bizden olanlardan ayırmış kendisini tam bir ‘disconnectus erectus’ olarak tanımlamıştı. Selim bununla insanlara bir şeyler anlatmak istiyordu. Anlaşılmak,bir şeylere zorlanmamak,herkes tarafından görülen gibi görülmek,gören gibi görmek istemiyordu.Selim özeldi, Oğuz da…

“…bir silgi gibi tükendim.” (Sayfa 464)
Selim hep bir uğraş içindeydi,hep bir koşuşturması vardı hayatında.Turgut öğrensin,Günseli yanlış anlamasın, rezil olmayayım,insanlar beni yanlış anlamasınlar… Selim bilmiyordu,insanlar acımasızdı. Ne kadar düzeltmeye çalışırsan o kadar dikine giderdi.Laf ederlerdi Selime gözünün üstünde kaşı,kalbinde bir aşkı var diye.Selim bunalıyordu, yorulmuştu.Sildikçe bitiyor,düzeltmeye çalıştıkça ölüyordu. İnsanların mürekkeple yazdıklarını silmeye çalışıyordu silgi haliyle. Bitmek üzereydi..

“…parçalardık onu kabuğundan çıkmış bir kaplumbağa gibi” (Sayfa 411)
Defalarca söyledik belki, Selimin farklı olduğunu. Bizim fark ettiğimiz kadar Selimciğimiz de fark etmişti bunu.Son zamanlarında insanlarla değil kağıtlarla konuşmayı tercih etmişti. İki kelimeden fazlası yasaktı ona,böyle söylemişti belki de kendi kendine.Hastalığını kimseyle paylaşmamıştı, Turgut’la konuşmuyordu.Tıpkı bir idam mahkumunun kalbinin duracağı günü beklediği gibi kabuğunun için de ölümü bekliyordu. Baktı o gelmiyor, Selim gitti…

"Başkalarının yaptıklarını silmeye çalıştım: mürekkeple yazmışlar oysa. Ben kurşun kalem silgisiydim. Azaldığımla kaldım."

“Herkesin istediği gibi yaşadığı uzak bir ülkenin özlemini duyuyorum.”

"Beni bir gün unutacaksan, bir gün bırakıp gideceksen, boşuna yorma derdi; boş yere mağaramdan çıkarma beni. "

"Kelimeden önce de yalnızlık vardı.. Ve kelimeden sonra da var olmaya devam etti yalnızlık."

Oğuz ATAY

Az sonra sizi şaşırtacağım,”nereden nereye be!” diye kendisine hayranlık duyacağınız Oğuz Atay’ın biyografisine hoş geldiniz. Öyle biyografi dediğime bakmayın bildiklerimi sizlere aktaracağım. Oğuz Atay 1934 yılında Kastamonu’da açtı ilk kez gözlerini. Babasının milletvekili seçilmesi üzerine Ankara’ya gelmiş ve eğitim hayatına başlamıştır. Şuan bu yazıyı okuyan, üniversite sınavına girmeyenlerin çoğunun girmek için çalıştığı; üniversite sınavına girmişlerin ‘keşke az daha çalışsaydım’ feryatlarına konu olmuş İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) İnşaat Mühendisliği Fakültesinden mezun oldu. Yazdığı romanlar, okuduğu üniversite kendisinin ne kadar birikim sahibi olduğunu bize açıklayabiliyor. Oğuz Atay’ın yazdığı romanlarda kullandığı teknik, olayların kurgusu o kadar ince düşünülmüş oluyor ki, kendinizi kaptırıyorsunuz. Ayrıca yazarın kitaplarında aslında kendini anlattığı o kadar açık görünüyor ki! Bizler Selim Işık’ın Oğuz Atay olabileceğini bile düşünmüştük. Gerek Selimin çalıştığı meslek , gerek kitapta Selimde bir tümör olduğunun saptanması (Oğuz Atay beynindeki tümör sebebiyle aramızdan ayrılmıştır, ışıklar içinde uyusun..) Oğuz Atayın kitaplarında kendinden parçalar koymaktan hoşlandığının göstergesidir.
Oğuz Bey, bu analitik zekasının yanında romantik yönüyle de bir adım öne çıkıyor. Anekdotlara göre o dönemde keman virtüoz olan Suna Kan’a gönlünü kaptıran Oğuz, Suna’yı iki kez rüyasında görmesi üzerine üçüncü defa geceliğiyle sevdiğine görünmesinin hoş olmayacağını düşünerek takım elbiseyle uyumuştur. İşte acayip bir adam olarak karşımızda Oğuz Atay. Kendisine hepinizden selam iletiyorum.

“… Eller boşta kalıyor,tutunamıyorlar toprağa Anlatamıyorlar anlatılmayanı Anlatmak gerek: düşman sarmış her yanı Oysa,mesela Selim Işık Anlatmadananlaşılmaya aşık Böyle adama (Darılma ama) Yaklaşmaz hiç bir güzellik Doğduğu günden beri kalbinde bir delik Almak için bütün sızıları içine …”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir