info@okuyanbilir.com

YAŞLI ADAM VE DENİZ

YAŞLI ADAM VE DENİZ

Yaşlı Adam ve Deniz Ernest Hemingway tarafından yazılmış realist bir hikayedir. Hikâye anlatımında iç monolog tekniği kullanılmıştır. 1952 yılında yayımlanmıştır. Kitabın asıl ismi “The Old Man and The Sea”dir. Yazıya geçirildiği asıl dil İngilizcedir. İlk baskı yılı 2006 olmak üzere bugüne kadar toplam 137 baskı yapılmıştır. Ernest Hemingway bu romanını Küba’ya gittiği yıllarda tasarlamış ve Küba’da yazmıştır. Hemingway’in 1953 yılında aldığı Pulitzer Ödülü ve 1954 yılında aldığı Nobel Edebiyat Ödülünün en büyük gerekçesi olarak bu kitap gösterilir.

YAŞLI ADAM VE DENİZ

  Kitabın başkahramanı Kübalı bir balıkçı olan Santiago’dur. Santiago 84 gündür balık tutamayan bir balıkçıdır. Santiago’nun yanında bir de ismi çok söylenilmeyen Santiago’nun daha çok “çocuk” diye hitap ettiği Manolin adında bir arkadaşı, sırdaşı ve çocukluk anılarını anlatarak özlem giderdiği küçük bir çocuk vardır. Ama Manolin’i ailesi uzun süredir Santiago balık tutamadığı için başka bir denizcinin yanına vermiştir. Çünkü herkes gibi onlarda Santiago’nun “salao” yani kısmetsizliğin şansızlığın en fena hali olduğunu ve oğullarına hiçbir yarar dokunduramayacağını düşünüyorlardı. Aslında bir bakımdan haksızda sayılmazlar. Kim çocuğunun 84 gün gibi uzun bir zamandır balık tutamayan şanssız belki de beceriksiz bir adamın yanında eğitim almasını bir şeyler öğrenmesini ister ki?

 Bu uzun 84 günün ardından Santiago okyanusa açılmaya ve eski gücüne kavuştuğunu herkese ispatlamak için büyük bir balık yakalamaya karar verir. Sonunda amacına ulaşır fakat bu sefer de karşısına hiç hesapta olmayan köpek balıkları çıkar. Köpek balıkları da Santiago gibi bir amacın peşindedirler. O nasıl yakaladığı balığı evine götürmek istiyorsa köpek balıkları da yakalanan balığı mideye götürmek istiyor. Normal hayatta bir yerden tanıdık geldi değil mi? Bazen insanlar kendi amaçları uğruna diğer insanları görmezden geliyor bencilce davranıp sadece onun amacı varmış gibi hareket ediyor. Burada da köpek balıklarının rolü bu işte.

 Santiago ise beyzbol oyuncularına çok düşkün olan, tek yaptığı şey denizcilik olan düz bir adam gibi hikâyede. Ama bana geçense o yapayalnızlığına rağmen dinginliğini koruyan geçmişine, çocukluğuna, denizine sımsıkıya bağlı olan verdiği mücadeleden asla vazgeçmeyen bir adam. Siz kitabı okuduğunuzda Santiago’yu nasıl düşünürsünüz bilemem ama daha sonrasında kitapla ilgili siz de uyanacak olan o histen eminim.

“…Ne vakit alçakgönüllülüğe eriştiğini düşünemeyecek kadar saftı. Ama eriştiğini ve bunun utanılacak bir şey olmadığını, hakiki gururdan bir şey kaybettirmeyeceğini biliyordu.” (Sayfa 20)

“…Ama borç almamaya gayret ederim. Önceleri borç alırsın sonra dilenirsin.” (Sayfa 21)

“…İhtiyarlar neden o kadar erken uyanır ki? Bir uzun gün daha yaşamak için mi?” (Sayfa 28)

“…Neden o balıkçınlar (deniz kırlangıcı) gibi kuşları öylesi narin ve hoş yapmışlar, okyanus o kadar acımasız olabilirken.” (Sayfa 34)

METAFORLAR

Yaşlı Balıkçı Santiago: Hayatta çok sabırlı ve kararlı insanları temsil ediyor.

Çocuk Mandolin: Santiago’nun özlem duyduğu çocukluğunu temsil ediyor.

Beyzbol Oyuncuları: Santiago için başarıyı, başarılı insanları temsil ediyor.

Kılıç Balığı: İnsanların hayattaki ulaşmak istedikleri hedeflerini temsil ediyor.

Köpek Balıkları: Hedeflerimizden vazgeçirmeye çalışan; kendini düşünen bencil insanları simgeliyor.

Santiago’nun Balıkçı Teknesi: Hayattaki mücadeleyi, umudu temsil ediyor.

Deniz: Hedeflerimizi gerçekleştirmek için göze almamız gereken o engellerle dolu yol.

“…Yalnızca artık şansım yok. Ama kim bilir? Belki bugün olur. Her gün yeni bir gündür. Şanslı olmak daha iyidir ama ben titiz olmayı yeğlerim. O zaman şans yüzüne güldüğünde hazır olursun.” (Sayfa 38)

“…diğerleri dışımdan konuştuğumu duysalar deli olduğumu düşünürler. Ama deli olmadığıma göre umurumda değil.” (Sayfa 46)

“…Bunu söylemedi çünkü eğer iyi bir şey söylenirse gerçekleşmeyebileceğini biliyordu.” (Sayfa 50)

“… böylece neredeyse rahat sayılırdı. Bu pozisyon aslında biraz daha katlanılırdı; ama neredeyse rahat olduğunu düşündü.” (Sayfa 54)

ERNEST HEMİNGWAY

 Ernest Hemingway 21 Temmuz 1899 tarihinde ABD’de doktor bir baba ile müzisyen bir annenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Genelde olan bir düşüncenin aksine Hemingway fakir bir ailede doğup zorluklarla mücadele ederek buralara gelmedi. Tabi ki o da armut piş ağzıma düş durumunda değildi.

 Çocukluğu biraz garip Hemingway’in. 6 yaşına kadar annesi ona hep kız elbiseleri giydirdi saçlarını kız gibi bağladı kısacası ona hep kız gibi davrandı çünkü Hemingway’in kız olarak doğmasını çok istiyordu. Hemingway bunu 6 yaşına geldiğinde fark etmişti. Fark ettiğinde ise artık erkek gibi davranmaya, elbise giymemeye, saçlarını erkek gibi kestirmeye başladı. Erkek kimliğine bürünmesi ise biraz zaman aldı. Bundan dolayı Hemingway’in ilk travmasını yaşadığı yıllar bunlar. Hemingway’in bir arkadaşının anlattığına göre bu Dünya’da annesinden bu denli nefret eden bir insan daha yoktur. Sanki bir başkası bir yabancı hatta bir düşman olarak gördü annesini. Hemingway 1961 yılında kendini en sevdiği tüfeği olan av tüfeğiyle vurarak hayata gözlerini kapattı.

 Edebi hayatına gelecek olursak neredeyse bütün eserlerinde kendi hobilerini kahramanlarının hobisi yaptı. Başından geçen olayları kahramanlarının hayatlarında yansıttı. Genelde kısa hikayeler yazarak öne çıktı. Eserlerinde kullandığı dil ise yalın ve son derece anlaşılır. Hemingway 1953 yılında Pulitzer,1954 yılında ise Nobel Ödülüne layık görüldü. Bu ödülleri almasında ki en önemli etken olarak “Çanlar Kimin İçin Çalıyor?” ve “Yaşlı Adam ve Deniz” adlı kitapları gösterildi. Eserlerinden birkaçı ise;

Güneş De Doğar (1926), Silahlara Veda (1929), Öğleden Sonra Ölüm (1932), Afrika’nın Yeşil Tepeleri (1935), Beşinci Kol (1938), Çanlar Kimin İçin Çalıyor? (1940), Yaşlı Adam ve Deniz (1952)

“…Yine de uyumalıyım. Onlar da uyur, ayla güneş de uyur ve hatta akıntı olmayan, durgun belli günlerde kimi zaman okyanus bile uyur.” (Sayfa 88)

“Kimse ihtiyarlığında yalnız olmamalı.” (Sayfa 55)

“…Bir planı mı var yoksa benim kadar çaresiz mi acaba?” (Sayfa 56)

“…Güneşi ya da ayı veya yıldızları öldürmeye kalkışmak zorunda olmamamız güzel. Denizde yaşayıp gerçek kardeşleri

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir